deus ex machine

makinedentanri:

Bahadır Cüneyt Yalçın

36 kez oynatım

vedaetmedengidilmezcocuk:

günlerdir dilimden düşmeyen 

Bahadır Cüneyt Yalçın

firatdere:

Zaman diyorum.. Herseyi alıp götürüyor

firatdere:

Zaman diyorum.. Herseyi alıp götürüyor

Ama gerçek daima biraz hüzünlüdür. Gerçeği ararken bir yandan da bulduğumuz anda değiştirmeyi düşleriz. Çünkü aynı zamanda gerçek daima biraz utanç vericidir.
Utanç bizi ikiye böler.
İkiye bölünmenin en dayanılmaz yanı, iki parçanın da hala canlı olmasıdır. İnsan herhalde bu yüzden kendini öldürmeye çalışır.
İkisinden biri gitsin ister.
Barış Bıçakçı
İnsanları sevemeyeceğimi anlayınca uzaklara gittim, kimse beni bulmasın diye.
Onlar da beni ciddiye aldılar, gelmediler.
Oğuz Atay
Mütevazı Bir İntikam-Bahadır Cüneyt Yalçın

Mütevazı Bir İntikam-Bahadır Cüneyt Yalçın

makinedentanri:

Kansız bir intikam öyküsü: Mütevazı bir roman

Bahadır Cüneyt Yalçın ilk romanı Mütevazı Bir İntikam ile raflarda yerini aldı. Arka kapak metniyle romanı tanıtacak olursak: “Aleksi bir polisiye, Aleksi bir dram, Aleksi Pavloviç. Tren, katır, traktör ve kahkaha dolu bir yol hikayesi…” Yalçın’la Afili Filintalar’ı, ilk romanını, Gezi sonrası yazarlık hallerini konuştuk. 

İlk romanınızla okurlarla buluştunuz, çok da yabancı bir isim sayılmazsınız, okur sizi Afili Filintalar’dan, Kuş Lokumu’ndan tanıyor. İlk romanın heyecanı neye karşılık geliyor?
Kuş Lokumu’ndan birkaç kişi tanıyor olabilir ama bu işe Hacı Bekir’in asistanının referansıyla bulaştığımı bilen pek yoktur, ayrıca bu bir şakadır. İnternet’te yazı okumaya mesafeli okurların (Edebiyat dergilerinin kuytu köşelerini karıştırma alışkanlıkları yoksa, Deli Defteri diye tuhaf bir dergiye parmak ıslatmamışlarsa) ilk defa karşılaşacağı bir yazarım. Afili Filintalar, yazarlarının büyük çoğunluğunun iyi kitaplara imza attığı bir birliktelik, haydi çekinmeyelim, bir akım. Bu nedenle Filintalar denince bir İnternet sitesinden çok daha fazlası geliyor aklıma. Şu ana kadar orada dijital yazılarına rastlanmış bir yazar adayı gibi görünüyordum, bundan sonra okurlar layık görürse o ekipten birisi olarak “Afili Filintalar’dan olmak” gururunu yaşayabileceğim. Roman yayımlamak tarifsiz bir heyecan, tarifeli bir hazine adası vapuruna binmek; çantamda sadece tahminlerim var. Kitap yazmak, Afili Filintalar üyesi olarak bir kitap yazmak harika. İlk çocuğumu kucağıma almanın mutluluğu ve bu çocuğun çok değerli öğretmenlerin arasında büyüyeceğini bilmenin rahatlığı yaşama sevincimi iki katına çıkarıyor.

ALEKSİ BİR POLİSİYE 
Türkiye’de polisiye eser yoğunluğu arasında mütevazı bir intikam romanı yazma fikri nasıl ortaya çıktı?
Polisiye eserlere meraklı biri olmadığım için polisiye yoğunluğu olup olmadığını en iyi bilen kişi değilim. Polisiye yazayım diye yola çıkmadığıma eminim. İçinde polis geçen, suç ve suçlu olan kitapları polisiye olarak nitelendirmek romanın kapsayıcı işlevine fark etmeden zarar verme riski taşıyor. Bu sebeple kitabımı “Aleksi bir polisiye” olarak tanımlamayı tercih ediyorum. Aleksi Pavloviç’in olduğu yerde silahlar başka türlü bir delilikle patlar. Bu romanda bir dedektif yok, başrolde bir komiser yok, kabul edilmiş, hatta dışına çıkıldığında eserin sırıttığı polisiye roman prensiplerinin neredeyse hiç biri yok. Bunu özellikle denedim. Bir mizah romanı yazma arzusuyla masaya oturdum aslında. Kelimelerle dolu bir yol hikayesi, güleç bir kaçma-kovalama ve sevimli bir intikam gibi betimlemeleri daha çekici buluyorum. Hikayenin fikri bir hapishane manzarasını izlerken geldi. Bizim edebiyatımızda pek işlenmemiş bir konudur hapishaneden kaçış. Hapishanenin kadraja girdiği bir yerde hikaye anlatıcısının aklına firar öyküsü gelmesi mantıklı bence. Daha önce hiç hapisten kaçmamış olmam bunu daha heyecanlı hale getirdi. 

Murat Menteş, Alper Canıgüz geleneğinden gelen bir edebiyatçı diyebilir miyiz sizin için?
Murat Menteş ve Alper Canıgüz bir gelenek, bir ekol oluşturmaya çok yakınlar, onları hem okuyucu, hem yazar hem de arkadaş olarak çok seviyorum. Kocaman bir mektepte keyifle derslerini dinlediğim öğretmenlerimden ikisi. Bir taşı alıp şuradan şuraya koyarken bile bunu nasıl ilginç yapacaklarını, taşa nasıl bir anlam katacaklarını düşünürüm. Şüphesiz çok şey öğrendim ikisinden de. Ben böyle bir akımın içinde yer alıyor muyum veya edebiyatımın onlarla bir organik bağı var mı bunu okurlar ve zaman belirleyecek. Gelenek konusunu düşünecek olursak; Peyami Safa, Sait Faik, Reşat Nuri, Memduh Şevket, Hüseyin Rahmi gibi bize özgü tebessümü, düşünceyi, bilgiyi öylesine tatlı ve yalın biçimde okura sunabilmiş Türk klasik romancılarıyla büyüdüğümü, kendimi tanımaya onların sayesinde başladığımı belirtmem gerek.

SEÇKİN VE LATİF BİR İTİRAZ
Gezi sonrası, içinde Gezi Parkı’nın geçmediği, TOMA’ların, biber gazının olmadığı bir roman yazılamaz fikrine nasıl bakıyorsunuz? 
İnsanın yaşam çevresine olan bir duyarlılıktan bahsediyorsanız bu edebiyatta önceden de vardı, bundan sonra da olmalı. Şiir hassasiyet, hikaye hareket, roman ziyaret. Ziyaretten kastım yanındakinin veya karşındakinin evine, içine yolculuk. Hepsi birleşir toplumun beyni, ahlakı ve eseri olur. Edebiyat bize kendimize ve çevremize merhamet etmeyi öğretmeyecekse aksaktır. Hikayeleri oluşturan şey çatışmadır diyorlar; çatışma fikri olmalı, insani, “Aleksi” olmalı. Muhasebeyi, empatiyi merkeze almalı. Ben, kendim, kalbim ve beynim dört kişi oluyoruz, önce bu çatışmayı olgunlaşma vesilesi olarak kullanmak lazım. Kimseyi incitmeden, en azından incitmekten imtina ederek seçkin ve latif bir itiraz kültürünü bence tüm dünyadan daha iyi oluşturabilecek, herkese ilham verecek bir mirasın üzerinde oturuyoruz.

YA HEPSİ BİR ARADA YA HİÇ
Görsel bir dünyada yaşıyoruz, okurun uzun betimlemelere, detaylara vakti yok deniyor, ne düşünüyorsunuz, modern dünyanın okuru farklı bir okur mu?
Sadece okurların mı, sadece betimlemelere mi? Kimsenin hiçbir şeye vakti yok. Hamburgere bile vakit kalmadı, köfteyi yutup ekmeği bırakıyorlar. Her şeyi istiyor, hiçbir yerde duramıyoruz. Üçü bir arada kahveler, all in one’lar… Ya hepsi bir arada ya hiç. Ellerimizdekiler çoğaldıkça sandalyemizde yığıldık kaldık. Hızlandıkça tembelleşiyoruz aslında. Bütün olarak değiştik. Artık herkesin kendini sadece bir cümlede ifade etmesi bekleniyor. İnternet kaynakları ne kadar doğru olduğuyla değil, ne kadar hızlı olduğuyla. Kaçınılmaz bir şey, bir kıyamet alameti belki. Bu işleri kim başlattıysa onunla biraz konuşmak isterdim fakat “Geveleme, çabuk söyle” der diye korkuyorum. Betimleme konusuna “Mütevazı Bir İntikam” açısından bakarsak içerik ve derinlik -ki boyutsal bir derinlikten bahsediyorum- meselesine kafa yorduğum kadar hikayenin doğasına da eğiliyorum. Benim için hikaye yürüyen, akan bir şey. Bunu sağlamaya çalışırken mekan ve karakter tariflerini akışın içine yedirmek istiyorum. Karakteri en iyi kendisi anlatır çünkü. Alanı da, duyguyu da, yazarın farkına varamayacağı güzellikleri de en şahane biçimde karakter anlatır, bunun en keyifli yolu onu yaşamasıdır bence; koklayarak, duyarak, dokunarak.

Nazlı Berivan AK
İstanbul http://www.evrensel.net/haber/81094/kansiz-bir-intikam-oykusu-mutevazi-bir-roman.html#.UzZ0U3gazCR

makinedentanri:

Kansız bir intikam öyküsü: Mütevazı bir roman

Bahadır Cüneyt Yalçın ilk romanı Mütevazı Bir İntikam ile raflarda yerini aldı. Arka kapak metniyle romanı tanıtacak olursak: “Aleksi bir polisiye, Aleksi bir dram, Aleksi Pavloviç. Tren, katır, traktör ve kahkaha dolu bir yol hikayesi…” Yalçın’la Afili Filintalar’ı, ilk romanını, Gezi sonrası yazarlık hallerini konuştuk.

İlk romanınızla okurlarla buluştunuz, çok da yabancı bir isim sayılmazsınız, okur sizi Afili Filintalar’dan, Kuş Lokumu’ndan tanıyor. İlk romanın heyecanı neye karşılık geliyor?
Kuş Lokumu’ndan birkaç kişi tanıyor olabilir ama bu işe Hacı Bekir’in asistanının referansıyla bulaştığımı bilen pek yoktur, ayrıca bu bir şakadır. İnternet’te yazı okumaya mesafeli okurların (Edebiyat dergilerinin kuytu köşelerini karıştırma alışkanlıkları yoksa, Deli Defteri diye tuhaf bir dergiye parmak ıslatmamışlarsa) ilk defa karşılaşacağı bir yazarım. Afili Filintalar, yazarlarının büyük çoğunluğunun iyi kitaplara imza attığı bir birliktelik, haydi çekinmeyelim, bir akım. Bu nedenle Filintalar denince bir İnternet sitesinden çok daha fazlası geliyor aklıma. Şu ana kadar orada dijital yazılarına rastlanmış bir yazar adayı gibi görünüyordum, bundan sonra okurlar layık görürse o ekipten birisi olarak “Afili Filintalar’dan olmak” gururunu yaşayabileceğim. Roman yayımlamak tarifsiz bir heyecan, tarifeli bir hazine adası vapuruna binmek; çantamda sadece tahminlerim var. Kitap yazmak, Afili Filintalar üyesi olarak bir kitap yazmak harika. İlk çocuğumu kucağıma almanın mutluluğu ve bu çocuğun çok değerli öğretmenlerin arasında büyüyeceğini bilmenin rahatlığı yaşama sevincimi iki katına çıkarıyor.

ALEKSİ BİR POLİSİYE
Türkiye’de polisiye eser yoğunluğu arasında mütevazı bir intikam romanı yazma fikri nasıl ortaya çıktı?
Polisiye eserlere meraklı biri olmadığım için polisiye yoğunluğu olup olmadığını en iyi bilen kişi değilim. Polisiye yazayım diye yola çıkmadığıma eminim. İçinde polis geçen, suç ve suçlu olan kitapları polisiye olarak nitelendirmek romanın kapsayıcı işlevine fark etmeden zarar verme riski taşıyor. Bu sebeple kitabımı “Aleksi bir polisiye” olarak tanımlamayı tercih ediyorum. Aleksi Pavloviç’in olduğu yerde silahlar başka türlü bir delilikle patlar. Bu romanda bir dedektif yok, başrolde bir komiser yok, kabul edilmiş, hatta dışına çıkıldığında eserin sırıttığı polisiye roman prensiplerinin neredeyse hiç biri yok. Bunu özellikle denedim. Bir mizah romanı yazma arzusuyla masaya oturdum aslında. Kelimelerle dolu bir yol hikayesi, güleç bir kaçma-kovalama ve sevimli bir intikam gibi betimlemeleri daha çekici buluyorum. Hikayenin fikri bir hapishane manzarasını izlerken geldi. Bizim edebiyatımızda pek işlenmemiş bir konudur hapishaneden kaçış. Hapishanenin kadraja girdiği bir yerde hikaye anlatıcısının aklına firar öyküsü gelmesi mantıklı bence. Daha önce hiç hapisten kaçmamış olmam bunu daha heyecanlı hale getirdi.

Murat Menteş, Alper Canıgüz geleneğinden gelen bir edebiyatçı diyebilir miyiz sizin için?
Murat Menteş ve Alper Canıgüz bir gelenek, bir ekol oluşturmaya çok yakınlar, onları hem okuyucu, hem yazar hem de arkadaş olarak çok seviyorum. Kocaman bir mektepte keyifle derslerini dinlediğim öğretmenlerimden ikisi. Bir taşı alıp şuradan şuraya koyarken bile bunu nasıl ilginç yapacaklarını, taşa nasıl bir anlam katacaklarını düşünürüm. Şüphesiz çok şey öğrendim ikisinden de. Ben böyle bir akımın içinde yer alıyor muyum veya edebiyatımın onlarla bir organik bağı var mı bunu okurlar ve zaman belirleyecek. Gelenek konusunu düşünecek olursak; Peyami Safa, Sait Faik, Reşat Nuri, Memduh Şevket, Hüseyin Rahmi gibi bize özgü tebessümü, düşünceyi, bilgiyi öylesine tatlı ve yalın biçimde okura sunabilmiş Türk klasik romancılarıyla büyüdüğümü, kendimi tanımaya onların sayesinde başladığımı belirtmem gerek.

SEÇKİN VE LATİF BİR İTİRAZ
Gezi sonrası, içinde Gezi Parkı’nın geçmediği, TOMA’ların, biber gazının olmadığı bir roman yazılamaz fikrine nasıl bakıyorsunuz?
İnsanın yaşam çevresine olan bir duyarlılıktan bahsediyorsanız bu edebiyatta önceden de vardı, bundan sonra da olmalı. Şiir hassasiyet, hikaye hareket, roman ziyaret. Ziyaretten kastım yanındakinin veya karşındakinin evine, içine yolculuk. Hepsi birleşir toplumun beyni, ahlakı ve eseri olur. Edebiyat bize kendimize ve çevremize merhamet etmeyi öğretmeyecekse aksaktır. Hikayeleri oluşturan şey çatışmadır diyorlar; çatışma fikri olmalı, insani, “Aleksi” olmalı. Muhasebeyi, empatiyi merkeze almalı. Ben, kendim, kalbim ve beynim dört kişi oluyoruz, önce bu çatışmayı olgunlaşma vesilesi olarak kullanmak lazım. Kimseyi incitmeden, en azından incitmekten imtina ederek seçkin ve latif bir itiraz kültürünü bence tüm dünyadan daha iyi oluşturabilecek, herkese ilham verecek bir mirasın üzerinde oturuyoruz.

YA HEPSİ BİR ARADA YA HİÇ
Görsel bir dünyada yaşıyoruz, okurun uzun betimlemelere, detaylara vakti yok deniyor, ne düşünüyorsunuz, modern dünyanın okuru farklı bir okur mu?
Sadece okurların mı, sadece betimlemelere mi? Kimsenin hiçbir şeye vakti yok. Hamburgere bile vakit kalmadı, köfteyi yutup ekmeği bırakıyorlar. Her şeyi istiyor, hiçbir yerde duramıyoruz. Üçü bir arada kahveler, all in one’lar… Ya hepsi bir arada ya hiç. Ellerimizdekiler çoğaldıkça sandalyemizde yığıldık kaldık. Hızlandıkça tembelleşiyoruz aslında. Bütün olarak değiştik. Artık herkesin kendini sadece bir cümlede ifade etmesi bekleniyor. İnternet kaynakları ne kadar doğru olduğuyla değil, ne kadar hızlı olduğuyla. Kaçınılmaz bir şey, bir kıyamet alameti belki. Bu işleri kim başlattıysa onunla biraz konuşmak isterdim fakat “Geveleme, çabuk söyle” der diye korkuyorum. Betimleme konusuna “Mütevazı Bir İntikam” açısından bakarsak içerik ve derinlik -ki boyutsal bir derinlikten bahsediyorum- meselesine kafa yorduğum kadar hikayenin doğasına da eğiliyorum. Benim için hikaye yürüyen, akan bir şey. Bunu sağlamaya çalışırken mekan ve karakter tariflerini akışın içine yedirmek istiyorum. Karakteri en iyi kendisi anlatır çünkü. Alanı da, duyguyu da, yazarın farkına varamayacağı güzellikleri de en şahane biçimde karakter anlatır, bunun en keyifli yolu onu yaşamasıdır bence; koklayarak, duyarak, dokunarak.

Nazlı Berivan AK
İstanbul
http://www.evrensel.net/haber/81094/kansiz-bir-intikam-oykusu-mutevazi-bir-roman.html#.UzZ0U3gazCR

kitaptiryakisi:

Yaşamak - Cahit Zarifoğlu

kitaptiryakisi:

Yaşamak - Cahit Zarifoğlu